Bırakın Bizi, Öğrenmek İstiyoruz !!!

0
527

OSYM’nin son bir yıldır gerçekleştirdikleri sınavlar sonrasında ne yazık ki güvenilirliğini iyice yitirdi. Kızımda dahil olmak üzere
gelecek planlarını şimdiden oluşturan gençler oldukça kaygılılar.

Biraz basını takip edip biraz da dershaneleri dolaştığınızda hemen fark ediyorsunuz, okulda öğretilenlerle sınavda sorulan soru şeklinin
aynı olmadığını. Tüm bunları izlerken beynin öğrenmesiyle ilgili bir yayın okuyordum. Makalede beyin en iyi sağ lobu kullanırken öğrenir diyor. Sağ lobun en iyi öğrenme şeklide kitap okumak. Çünkü kitap okurken sol lobca takip edilen sözel kavramlar, sağ lob tarafından tasvir edilir, şekil imge ve yeni düşüncelere dönüştürülür, canlandırılır. Yani kitap okumak beynin her iki lobunu da kullanmamıza yardımcı olur.

Şimdi daha önemlisi ne biliyor musunuz?

Sağ lobun en pasif olduğu zaman dilimi insanın televizyon seyrettiği zaman dilimi. Sağ lob Tv seyrederken pasif durumda kalıyor.

Günümüzde TV’lere diziler sayesinde neden bağlanıldığını, her yerde bu diziler  neden konuşulduğunu anlamak çokta zor değil.
Fazla öğrenmeyelim, beynimizi fazla geliştirmeyelim diye…..

Beynin maruz kaldığı kelimelerin nerelerden olduğuna dair Kaliforniya Üniversitesi’nden Roger Bohn ve James Short bir araştırma yapmış. Çok ilginç bulgularını sizlerle paylaşmak isterim. Her ne kadar Amerika’da yapılmışsa da tüm ülkelerde de benzer sonuçların çıktığını görmüşler. İşte o yazı;

2008 yılında, San Diego’da bulunan Kaliforniya Üniversitesi’nden iki araştırmacı, Roger Bohn ve James Short, insan beyninin bir günde maruz kaldığı bilginin miktarını belirlemek üzere bir araştırma yapmaya karar verdiler. Ancak araştırmaya oldukça enteresan bir boyut daha kattılar. Bilgi faklı biçimlerde gelebildiğinden ve videolardan elde edilen bilgiyi dergi ve gazetelerle kıyaslamak zor olduğundan, bütün bilgiyi standart bir ölçüm birimine, yani kelimelere dönüştürmeye karar verdiler. 2009 yılında açıkladıkları nihai raporlarına göre ABD’de yaşayan
ortalama bir insanın beyni, her gün 100 bin 500 kelimeye maruz kalıyor. Ve bu rakam her yıl yüzde 2,6 oranında artıyor. Peki, ama bütün bu kelimeler nereden geliyor? Kaba bir hesap yapacak olursak, bu kelimelerin yüzde 45’i televizyondan, yüzde 27’si bilgisayarlardan, yüzde 11’i radyodan, yüzde dokuzu basılı medyadan, yüzde beşi telefon konuşmalarından ve geri kalanı da küçük miktarlar halinde filmlerden, oyunlardan ve diğer bilgi kaynaklarından geliyor. Araştırmaya göre ortalama bir Amerikalı günde 11,8 saatini bilgi tüketerek
geçiriyor. Pek çok başka ülke de, benzer rakamlar bildiriyorlar. İnsanlar günümüzde, geçmişe kıyasla çok daha fazla bilgiye maruz kalmaktalar.

Örgün öğretim, “diğer bilgi kaynakları” kategorisinin derinliklerinde bir yerde, yüzde birden düşük oranla yer alıyor. Sınıfta yapılan çalışmalar, yüksek öğretim gören öğrencilerde bile, gün içinde maruz kaldıkları bilginin görece olarak küçük bir kısmım oluşturuyor. Zihnimize akan bu geniş bilgi nehrinin içinde bulunan ve eğitmen ve öğretmenlerden gelen belli bir bilgi türü, aldığımız örgün öğretimi oluşturuyor.

Peki ama bu özel bilgi türü, neden gündelik olarak maruz kaldığımız diğer bilgilerden çok daha değerli kabul ediliyor?

Evet, erken okul eğitimi okuma yazma ve matematik gibi gerekli becerilerin geliştirilmesine odaklanır. Ancak öğrenci gelişme kaydettikçe, gerekli becerilerin yerini giderek öğrenilmesi istenen beceriler alır ki hızla gelişen dünyada bunların bazılarının ne kadar işe yarar
olduğu tartışmaya açıktır. Evet, bu bilgiler okul ya da yüksek öğrenim kurumu gibi güvenilir bir kaynaktan gelirler ve bazı önemli insanların saygınlığı bu bilgilerin doğruluğuna bağlıdır. Öte yandan kitaplar, gazeteler, dergiler ve video belgeseller gibi, doğrulukları kendilerini üretenler tarafından desteklenen, başka pek çok güvenilir bilgi kaynağı da vardır.

Evet, yüksek öğretimde verilen dersler kolaylıkla hazmedilebilen, anlaşılır paketler haline getirilmiştir. Üniversite öğrencilerinin çoğu bu paketlerin kolaylıkla hazmedilebilir olduğu fikrini tartışmaya açık bulsa da, iyi ders tasarımı konusunda övgüyü hak ediyorlar. Öte yandan okullar haricinde pek çok farklı kurum da, bilgiyi anlaşılabilir formatlarda sunabiliyor ve bunu çok daha ucuza mal edebiliyorlar. Çevrim içi yayınlanan seminerler (webinar), çalışma grupları ve akredite olmayan eğitim merkezleri gibi… Yüksek öğretim kurumları yıllar
içinde zekâ düzeyi yüksek insanları kendilerine çektiler. Öğretim üyeleri hemen bütün sosyal çevrelerde saygı gören ve kıskanılan bir statüyle
onurlandırıldılar.

Seçkinciliğin kendine has ayrıcalıkları vardır ve zeki insanlar her zaman etkili olmuşlardır. Dünyanın dört bir yanında yüksek öğretim kurumları, kendi toplumsal konumlarını sağlama almak için sayısız devlet teşviki yaratmak ve özenle hazırlanmış öğrenci
kredisi projeleriyle bu iskambilden kulenin zayıf mali temellerini desteklemek konusunda son derede ustalıklı davranmışlardır. Okul öncesi eğitimden yüksek lisansa kadar bütün öğretim sistemleri, yüksek maliyetli ve emek yoğun bir süreç etrafında konumlandırılmıştır. Öğretmen sınıfın karşısında durur ve öğrencinin öğrenmesi gereken bağımlı ve duruma bağımlı olurlar. Öğretmen bilgi akışım açıp kapatan bir kumanda vanası işlevi görür. Bütün bu bağımlılıklar, öğrencilerle aradıkları bilgiyi bir araya getirmenin maliyetini yükseltir.

Maliyetler yükseldikçe, eğitim de giderek daha riskli bir girişim haline gelir. İnsanların kafasını bilgiyle doldurmak, onları bir anda topluma katkıda bulunan bireyler haline getirmediği gibi, pahalı eğitimlerinin öğrencilere iyi bir yatırım rantı sağlayacağının da garantisi yoktur. Tipik bir örnek: ABD İş İstatistikleri Bürosu’nun yakın zamanda açıkladığı bir rapora göre ABD’de doktora diploması almış 5 binden fazla kişi, kapıcılık gibi ikinci sınıf işlerde çalışıyor.

Buna karşın, insanlar televizyon, çevrim içi çalışma grupları, e-kitaplar, radyo ve gazetelerden hemen anında ve çok daha düşük bir maliyetle bilgi alabiliyor. Mesela bir bilgisayar sahibi olan herhangi biri, Apple’ın  iTunes hizmeti aracılığıyla (halen ülkemizde
desteklenmiyor) dünyanın önde gelen üniversitelerinde okutulan 200 binden fazla derse erişebiliyor… Hem de tamamen ücretsiz olarak… Eğitim, devrime yatkın bir sistemdir. Öyle sanıyorum ki pek yakında genç bir yazılımcı iyi planlanmış bir çevrim içi ders oluşturma programı yazacak ve şablon haline getirilmiş bu süreci kullanan herhangi bir uzman da kendi ders paketlerini oluşturarak dünyanın herhangi bir yerinde bulunan herhangi birinin istediği zaman bu dersleri almasını mümkün hale getirecek.

Tüm dünyanın eğitim ihtiyacına hizmet ediyor olacağından, bu tarz web sitelerinin dünyanın en büyük internet servetine dönüşme
potansiyeli bulunuyor. Böyle bir site, küresel bir ders kütüphanesi olarak öğretmenden ziyade öğrencinin ihtiyaçları doğrultusunda şekillenecek, mastır ve doktora gibi derecelerin sadece alt düzeyde başarıları temsil ettiği yeni bir başarı değerlendirme ölçütü, eğitimin sadece üniversitedeki birkaç yılla sınırlı değil, hayat boyu devam eden bir süreç olduğunu gösterecektir. Bu arada, beynimizle bilgi arasındaki mesafe de giderek kısalıyor.

Bundan 20 yıl önce, İskenderiye Kütüphanesi gibi geniş bir bilgi üssüne erişimi olan bir kişiye bir dizi soru sorduğunuzda, cevapları bulmak için bir yığın kitabı indirip, gözden geçirmesi gerekiyordu. Her bir cevabın bulunması için gereken zaman 10 saate kadar çıkabiliyordu.

Aynı soruların cevaplarım bu kez bir dijital kütüphanede, bir klavye ve bilgisayar ekranı aracılığıyla sorgulamak için gereken zaman, bugün 10 dakika gibi kısa bir süreye indirgenmiş durumdadır. Arayüz tasarımının bir sonraki aşaması bize cevapları 10 saniyede bulma olanağını tanıyacak. Bilgi-beyin arayüzünün getirdiği kullanım kolaylığı ve akışkanlığın eğitimden iş hayatına, her türlü toplumsal faaliyetimiz üzerinde son derece önemli etkileri olacak. Geleceğin ihtiyaçları, daha hızlı, daha zeki ve daha iyi bir insanoğlu yaratmamızı gerektiriyor. Hâlihazırda kullandığımız sistemler bunu gerçekleştirmemizi engelliyor. Değişim giderek ivme kazanıyor.

 

Ali Özel

Kaynak: Thomas Frey, Sedat Ergin

Yazıyı beğendiniz mi? Paylaşmaya ne dersiniz?

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

* Copy This Password *

* Type Or Paste Password Here *